Benim hiç "en sevdiğim meyve" ve ya "en sevdiğim sebze" olmadı. Hep "hepsini severim ayırt etmem" di cevabım. Ama bu aralar farkettim ki (her ne kadar kirazı, çileği, mantarı her zaman bayıla bayıla yesem de) onsuz yapamayacağım, markette sebze-meyve reyonuna girdiğimde almadan çıkmadığım tek meyve var: muz!:) peki ya patates peki ya patates.. bir sebzenin her şekli güzel olabilir mi Allaaam yareppim:) ama favorim kızartması. eğer yediğime içtiğime dikkat etmeyen bir olsaydım şu güne kadar vücudumun 1/3 su, 2/3 ü patates kızartması olurdu:P
peki bu yazıyı yazmamın sebebi şu anda fırında patatesin pişiyor olması ve daha 15 dk önce marketten gelirken "keşke muz da alsaydım" diye iç geçirmem olabilir mi? yok caanımmm ne alakası var:) :P
Türkiye de kocasına çöp kutusunun ve kirli torbasının "yerini" öğretebilen hatunlar sırrınızı artık kamuoyuna açın! Eminim bir çok evli bayan ( ben dahil:)) size minnetlerini fışkırtacaktır:)
Evlendiğim günden itibaren " ben ikizleri çok severim. yavrum inşşşalllaaahhh Allah sana ikiz nasip eder iki tane oğlan pışpışlarsın!", " sen hemen bi çocuk yap sevmelik" ( sanki o bebek oyuncak sevip sevip yerine geri koyacaksın), " sen bi tane yap sonra yapmazsın"( ben sanki bilmiyorum o bi taneden sonra gelecek tepkileri aman yalnız kalmasın hemen ikincisini yap:)), "arayı fazla uzatma sonra çoocuuun olmaz yavrummmm" diyen teyzeler! artık benden uzak durun! hele ki çok içten bir şekilde " inşalllllaaahh ikizlerin olurrr" diye yüzüme yüzüme küfreder gibi dua edengiller ( yahuu insan istiyo musun diye bir sorar en azından di mi?) bana bi 3 km fazla yaklaşmayın lütfen! "yavrum Allah istediğin zamanda istediğin kadar hayırlı evlat nasip etsin" diyen pambık teyzemler siz beri gelin yamacıma:)
ben çocukken babamlar televizyonla ilk nasıl tanıştıklarını anlatırlardı. " bize dediler ki bi tane makine varmış içinde insanlar oynuyormuş biz de görüyormuşuz. radyonun resimlisi. Ankara da sunulan haberleri göredebiliyormuşuz( burada vizontele filminin aslında ne kadar gerçeği yansıttığını görüyoruz:)). biz hayal edemezdik nasıl bir şey ki bu acaba derdik" o an babamların neden bu kadar şaşırdığını anlayamaz, anlattıkları bana masal gibi gelirdi... aradan yıllar yıllar yıllar geçti:P sene 2002 ben 9. sınıftayım. cep telefonum yeni alınmış:) cep telefonuna bakıp bakıp acaba bunun renklisi, zil sesinin de gerçek müzik çalanı olur mu diye düşünüyorum. ve çok ütobik buluyorum düşüncelerimi o yüzden kimselere demiyorum:) yine aynı yıl renkli yazılı telefonlar çıkıyor hatta aranızda hatırlayan var mı bilmem fotoğraf çeken telefonlar çıkıyor. ama şimdiki bildiğimiz telefonlar gibi değil. yanında bi aparatı var onu takıyorsun öyle çekiyor. çözünürlük mü? tabiki berbat!:) sene oluyor 2004-2005. üniversitenin ilk yılları.. herkeste olduğu gibi m_sude de bi tane walkmen var ve her CD çalar gördüğünde salyalarını topluyor:) ve teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki çok değil 7-8 yıl içinde dokunmatik telefonlar, fotoğraf makinesiyle yarışan özellikler, ı-phonelar ı-pad ler daha neler neler:) ve şu an düşünüyorum da ben de ilerde çocuğuma ilk fotoğraf çeken telefonlarla nasıl tanıştığımızı, dokunmatik ekranların hayatımıza nasıl girdiğini anlatsam benim babamlara verdiğim tepkinin aynısını verecek, çok şaşıracak ve tabiki bizim anlattığımız ona masal gibi gelecek:)
Babam duygularını pek belli eden bir insan değildir. Sevdiğini, sevmediğini, hoşlandığını, kızdığını kolay kolay anlayamazsınız. tabi babamın bu özelliği bize yeni meziyetler kazandırdı: bir insanın gözüne bakarak duygusunu anlamak!:P babamda o kadar çok pratik yaptık ki bu konu da babamın duygulandığını kızdığını sevindiğini tek bakışta anlayabiliyorum artık:) babam uzun süre bu karakterdeydi taaaakii daha 18 yaşındaki Ömründe Silifke'den dışarı çıkmamış biricik kızını İstanbul'a tek başına okumaya gönderme evresine kadar... evet, benim İstanbul'a gelişim babam için dönüm noktasıdır. bir tek dedem öldüğünde gözünde yaş gördüğüm babam, gitmeden bi kaç gün önce evde kahvaltı hazırlarken bi anda bana sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamıştı.. beni istanbul'a bırakma sonra tekrar silifkeye dönme faslını hiç anlatmıyorum bile:) ağlayış o ağlayış artık babamı durduramıyoruz her şeye ağlıyor:P özel günleri hatırlıyor:) gittikçe anneme mi benzemeye başladı ne?:)
18 Haziran bizim Silifkedeki düğün tarihimiz. 26 haziran da İstanbuldaki nikah tarihimiz. biz eşimle yıl dönümü olarak 26 Haziranı sayıyoruz. o yüzden 18 haziran tarihi benim ve eşimin aklımdan çıkmıştı. 18 haziranda babam aradı "evlilik yıl dönümünüz kutlu olsun!" dedi. ben şöle bir durdum "allah allah ne evlilik yıl dönümü yahu" diye düşündüm. sonradan aklıma geldi o günün 18 haziran olduğu:) "ama baba" dedim "26 haziran değil mi o:)". "silifkedeki bugündü, ben silifkedekini bilirim" dedi:) o günü ne ben ne eşim ne de annem hatırlamıştı. bir tek babam unutmamış.. çok duygulandım o gün gerçekten.. babamdan hiç beklenmeyen hareketler bunlarrrrrr:))
Babalar gününde kardeşlerim babam için pasta yaptırmışlar üstüne de "kalbimizdesin ihtiyar:))" yazdırmışlar. "kalbimdesin ihtiyar" aile içinde bi espridir bu arada:) babam gene başlamış ağlamaya:) hayır önceleri de yapıyorduk bu kutlamaları ama duygusal mod olayı yeni trend babamda :P
Babalar yaş ilerledikçe daha bi duygusallaşıyorlar kanımca. sanırım artık anlıyorlar ki hayat duygularını belli etmemek için çok kısa, "erkekler ağlamaz!" diye yapılanlar hep boşa!
üniversite yıllarımdan kalan babamın çok güzel bir lafı vardır: " Al şu parayı lazım olur":) bu cümlenin içinde sadece kızının ihtiyaçlarını giderme duygusundan daha çok şey vardı. bir baba için bu cümlenin içinde ne anlamlar saklıydı, bu cümlenin üstüne ne satırlar yazılırdı.. ve bu cümle ancak baba olunca gerçek anlamda anlaşılırdı..
"otobüste uyurken üzerinizin polar pike ile örtüldüğünü farkediyosanız, sürekli montunu omuzlarından indirme nidaları işitiyorsanız hele birde oturduğunuz koltuğun cam tarafına size soğuk gelmesin diye hırka ve türevi şeyler sıkıştırılıyorsa, bilin ki annenizle beraber şehirler arası yolculuk yapıyorsunuz:)"
Çocuk yetiştirmek bir sanat bence, hem de çok zor bir sanat! Her ne kadar çocuğun yapısı önemli de olsa anne baba nasılsa çocuk onların aynası oluyor. bugün yaşadığım iki örnek bu konuda çok hassas olmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı bana. Okul çıkışı otobüs beklerken bir anne kız geldi durağa. Kız 3 yaşlarında. Elinde meyve suyu şişesi vardı. meyve suyunu içti ve bitirdi sonra şişeyi savurdu kaldırıma! Annesi yarım ağız "neden yapıyosun öyle" gibi bişey söyledi ve konu kapandı. şişe yerde bizimkiler durakta dakikalar geçti. Ama onu çöpe atmaya dair hiç bir gelişme yok! en sonunda ben şişeyi almaya yeltenmeden birisi çöpe attı. Otobüse binip siteye geldim ve markete girdim süt almaya. kasada sıra beklerken önümde bir anne oğul vardı. çocuk olsa olsa 4-5 yaşlarında. Elinde bulut şeklinde bir dondurma. Ambalajı kapalı hala. çocuğun dondurmayı yemeyi sabırsızlıkla beklediği belli. Ama tutuyor kendini. Kasada sırasının gelmesini bekliyor. Sıra onlara gelince kasiyer diğer malzemeleri kasadan geçirmeye başladı. Çocuk hemen elindeki dondurmayı gösterdi kasiyere ve dedi "önce bunu öttür!:)" kasiyer dondurmayı geçirdi kasadan. Bu sırada ben dikkatli bir şekilde çocuğun ne yapacağını izliyorum. Dondurma kasadan geçmesine rağmen çocuk hala açmadı ambalajı. Annesinin elindeki bankamatik kartını aldı ve kasiyere uzattı dondurmanın parasını alsın diye:) ondan sonra dondurmasını yiyebileceği için mutluluktan zıplamaya başladı ve ambalajı heyecanla açıp dondurmasını büyük bir iştahla yalamaya başladı. Bir tarafta elindeki çöpü fütursuzca yere atan bir çocuk, diğer tarafta dondurmayı önce açsa ve yemeye başlasaydı da kasadan geçebilecek olmasına rağmen parasını vermeden ambalajını bile açmayan diğer çocuk... Her ikisi de ailelerinin aynası...
"özürlü" demek yerine "engelli" demeye çok özen gösteren, "özürlü" kelimesi dilinin ucuna geldiğinde hemen "engelli" kelimesiyle değiştiren bir psikolojik danışman, outlet mağazada annesinin "şimdi buradaki ürünlerin hepsi özürlü mü?" sorusuna "yok, hepsi engelli değil bazıları sadece seri sonu" demesi ve cümleyi tamamladıktan sonra yaptığı hatayı fark etmesi freudian slip midir, değil midir? :)